1 Ekim 2010 Cuma

Basit Bir Yalnızlık da Yeterdi

Basit bir kareli defter de yeterdi
Samatya istasyonunu anlatmak için
akşamı beklerken
beklerken parçalanmış umutları
biraz önce yağmur yağmış o istasyon
hüzün dağıtırken
uzaktan bakanlara bile
kıyı yolundan geçenlere
ve yolculara ki hüznün kendisidir
biraz şairdir akşama doğru
anlayışla bakar istasyon şefi
hafif gülümseyerek
ve aldırmaz bile
ve birden gün geçer
aldırmaz
tirenlerle yolcularla yüklerle
biletlerle pasolarla geçer gün...

29 Eylül 2010 Çarşamba

Kreşteki Yabani - Adam Phillips

Bir çocuk psikoterapisti olan Adam Phillips, bu psikanalitik incelemesinde "çocukluğu" ele almış. Kitap hacimce mini mini dursada, anlam yoğunluğunu hazmetmek için bir hayli boğuşmak gerekiyor. Ben bazı yerlerini yeniden yeniden okudum. Diğer yandan aktarım olarak bir profesyonel için yazılmış psikanliz notlarından ziyade; yazarının kendi ile beraber okuyucuyu da çocukluğun sözsüz erken dönemlerinden başlayıp, geç ergenlik zamanlarına kadar uzanan bir arayışa, bir yolculuğa çakardığı akıcı bir yapıya sahip. Not almayı seven bir okuyucu iseniz, kendinizi kitabın elyazma bir kopyasını çıkarıyor halde bulabilirsiniz. (Ayrıntı Yayınları , Çn. Özden Arıkan, 126sy)

27 Eylül 2010 Pazartesi

Katar - çölde bir gezi

"Ne zaman ne koyacağım belli olmaz ey blog!" şeklinde uyarıda bulundum ki benden günah gitsin.
Dikkayt ! : Bu yazı bir Katar tanıtımı sayılmaz, ancak derleme toplama birkaç çöl fotoğrafının anlatımıdır.

26 Eylül 2010 Pazar

Tutamak meselesi ve Yusuf Atılgan

Bir ekşisözlük girdisinde :

“ Ahmet Hamdi Tanpınar, Oğuz Atay ve Yusuf Atılgan’ı dört köşe bir masaya oturtup, dördüncü köşeye de ben geçmek istiyorum.” gibi birşey söylemişti bir yazar. Adını hatırlayamadım hislerimin tercumanının. Selamlar ederiz.

Neyse efendim lafı dolandırmadan diyelim. Yusuf Atılgan – Aylak Adam’dan bir alıntıdır.

- Ya içmediğin zamanlar?
- O zaman ararım.
- Hep arayacaksın sen. Ya resim, ya kitap…
- Tutamak sorunu. İnsanın bir tutamağı olmalı.
- Anlamadım.
- Tutamak sorunu dedim. Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde gider gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insanlar yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur, kimi müdürlüğüne, kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. Herkesin, ‘Veli ağanın öküzleri gibi öküz yoktur’ demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!

25 Eylül 2010 Cumartesi

kimdir nedir?

Efendim ben de bir ademoğluyum.

Bilen bilir, tanıyan tanır. Pek bir gevezeyimdir –zaten blog yazmak için geveze olmak gerekir ve ben parantez içi ukalalıklarına bayılırım-.

Hergün dostlarıma birşeyler gönderir, paylaşırken, öyle kıyılarda köşelerde kalmasın, biriksin, şu milyonlarca blogun hergün yazıldığı internet aleminde benim de bir köşem olsun diye bu blogu açtım. Çekinmeyin siz de açın!

Malum deli olduğumdan blogumu da aklı başında sayamayız. Aklıma eser bir şiir koyarım, bir bağlantı paylaşırım, fotoğrafları çok severim, biryerlere gider oraları anlatırım, minimini bir kuşu söyleyebilirim, bazen Ney üflemeye çalışırım naçizhane, bazen fotoğraf çekmeye çalışırım. Sözün özü : denemeyi severim ve denediklerimi paylaşırım.

İki senedir Katar’da yaşarım. Çöldür, bildiğiniz çöl. Bir motorsikletim var. Bahsetmesem olmaz ismi Ali Rıza Bey ‘dir. Yeni tanıştık sayılır, iki ay kadar oldu. Başlarda –laf aramızda hala aradabir- huysuzluklar etse de artık iyi anlaşıyoruz. Gün batımına karşı bir yakışıklı fotoğrafını koyayım ilk yayınımda, gönlü olsun. Ne de olsa bu blogu beraber yazıyoruz sayılır.

Plakam 6206’dır. Cezalarımızı kontrol edebilirsiniz. Bir tanecik hız cezamız var. Ama olur o kadar demi ama…

Karakaplı defterim de var ona göre! Düşündüklerimi, çokça okuduklarımı yazarım. Bazen karakaplımdan çalar dostlarıma yollarım. Artık buraya da yazacağım –aman bi sevindirik oldum-

Birsürü birsürü şeyler yaparım, rahat durmam, annemin tabiriyle “deşenek” imdir. Televizyon izlemem, maçları, müsabakaları sevmem. Belgesel olursa haber verin, küserim –hem nasıl- . Filmlere bayılırdım eskiden, şimdi yine ittire kaktıra izliyorum. Onları da yazarım söz!

Bugün ilk gönderimi yazdım, muhtemelen kimsecikler okumayacağı için rahat rahat atıp tuttum. Artık takıntılı ve de sorumlu bir blog yazarı olarak, yazmak ve de yazmak niyetindeyim. Sevgiler, selamlar, teşekkürler efendim. Sağ olun var olun !

“Beni siz delirttiniz !”